Beled Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Beled Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 90. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 20 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 35. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ

Hayır (hakikat sizin zannettiğiniz gibi değil)! Bu beldeye (Mekke'ye) yemin ederim!

2. Âyet

وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ

Ki sen (resulüm), bu beldede oturmaktasın.

3. Âyet

وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ

Babaya ve ondan meydana gelen çocuğa da (yemin ederim ki),

4. Âyet

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ي كَبَدٍۜ

Hakikaten Biz insanı (imtihanlara göğüs gerecek şekilde) bir meşakkat içinde yarattık.

5. Âyet

اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ

(İnsan) Hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

6. Âyet

يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالاً لُبَداًۜ

(Üstelik kibirlenerek) "Yığınla mal harcadım" diyor.

7. Âyet

اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُٓ اَحَدٌۜ

Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor?

8. Âyet

اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ

(8-9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?

9. Âyet

وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِۙ

Bu âyetin meali 8. âyetle birlikte verilmiştir.

10. Âyet

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ

Biz onu (hayırlı olanı takip edip şerli olandan kaçınması için hayır ve şer yolu olmak üzere) iki yola hidâyet etmedik mi?

11. Âyet

فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ

Fakat o, sarp yokuşu (geçmek için çabasını ve gayretini sarf etmeyip bu yokuşu) aşamadı.

12. Âyet

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ

O sarp yokuşun ne olduğunu biliyor musun?

13. Âyet

فَكُّ رَقَبَةٍۙ

O, (başkalarının ve nefsinin) esaret(i) altında olanı* kurtarmaktır. <Esaret altında olanlar; esirler, köleler, mahkûmlar, bir de nefsine ve şeytana esir olanlardır.>

14. Âyet

اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ي يَوْمٍ ذ۪ي مَسْغَبَةٍۙ

(14-16) Yahut bir açlık gününde (ister akrabası olsun ister olmasın insan kardeşini ya da) yakını olan bir yetimi veya yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.

15. Âyet

يَت۪يماً ذَا مَقْرَبَةٍۙ

Bu âyetin meali 14. âyetle birlikte verilmiştir.

16. Âyet

اَوْ مِسْك۪يناً ذَا مَتْرَبَةٍۜ

Bu âyetin meali 14. âyetle birlikte verilmiştir.

17. Âyet

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ

Daha sonra iman edenlerden, (sabırlı olup) sabrı (birbirlerine) tavsiye edenlerden ve (merhametli olup) merhameti (birbirlerine) tavsiye edenlerden olmaktır.

18. Âyet

اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ

İşte, onlar (amel defterlerini sağdan almayı hak eden ve) sağın arkadaşları (olan cennetlikler)dir.

19. Âyet

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ

Âyetlerimizi inkâr edenler ise (işte) onlar (amel defterlerini solundan alan ve) solun arkadaşları (olan cehennemlikler)dir.

20. Âyet

عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ

Onların üzerlerinde (kapıları sımsıkı) kapatılmış bir ateş vardır.

Beled Sûresi Hakkında

Bir adı da Lâ Uksimü olan bu sûre Mekkî olup yirmi âyettir. Fâsılaları (ا، د، ن، هـ) harfleridir. Adını ilk iki âyetinde geçen “el-beled” kelimesinden almıştır. Beled veya belde sözlükte “şehir, memleket” mânalarına gelirse de burada Mekke şehri kastedilmektedir.

Beled sûresinde, mekânların en şereflisi Mekke’ye yemin edilecek insanın zor ve çetin şartlar içinde dünyaya getirildiği, bu sebeple de olgun bir insan olabilmek ve yüce gayelere erebilmek için sıkıntılara göğüs germek zorunda bulunduğu hatırlatılmaktadır. Böylece Hz. Peygamber’in karşılaşacağı güç şartlara, müşriklerin ona uygulayacağı zulüm ve baskıya da işaret edilmektedir. Gücüne ve servetine güvenerek Allah’a karşı gelen kimselerin aldandığı, ayrıca insana maddî ve mânevî birtakım nimetlerin verildiği, hayır ve şer yollarının gösterildiği belirtilmekte, sarp yokuşa benzeyen hayır yolunun bir köle âzat etmek veya açlık ve kıtlık zamanlarında akrabadan bir yetimi yahut perişan durumdaki bir yoksulu doyurmak olduğu bildirilerek yardımlaşmaya verilen önem ve İslâm’ın kölelik müessesesi karşısındaki tavrı ortaya konmaktadır. Ayrıca iman ettikten sonra birbirine sabır ve merhameti tavsiye etmenin lüzum ve önemine dikkat çekilmiştir. Sayılan bu özellikleri taşıyanlara “ashâbü’l-meymene” (sağ taraftarları, amel defterleri sağdan verilenler), Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere de “ashâbü’l-meş’eme” (sol taraftarları, amel defterleri soldan verilenler) denildiği bildirilmekte ve bu sonuncuların kötü âkıbetine işaret edilmektedir.

Beled sûresini okumanın faziletine dair Sa‘lebî ve Vâhidî gibi bazı müfessirlerin Übey b. Kâ‘b’dan rivayet ettikleri, Zemahşerî ve Beyzâvî gibi daha sonraki müfessirlerin de eserlerinde yer verdikleri, “Allah, ‘lâ uksimü bi-hâze’l-beled’i okuyanı kıyamet günü gazabından emin kılar” meâlindeki hadisin uydurma olduğu kabul edilmektedir (bk. Zerkeşî, I, 432).

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “beled” md.; Kamus Tercümesi, “beled” md.; Buhârî, “Tefsîr”, 90; Taberî, Câmiu’l-beyân, XXX, 123-132; Sa‘lebî, el-Keşf ve’l-beyân an tefsîri’l-Kurân, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 133, II, vr. 178ª; Vâhidî, el-Vasît, Süleymaniye Ktp., Hamidiye, nr. 124, II, vr. 939b; Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire 1373/1953, IV, 601-604; Fahreddin er-Râzî, Tefsîr, XXXI, 179-187; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, İstanbul 1314, II, 604-605; Zerkeşî, el-Burhân, I, 432; İbn Hacer, el-Kâfi’ş-şâf fî tahrîci ehâdîsi’l-Keşşâf (el-Keşşâf içinde), Kahire 1373/1953, IV, 604; Aynî, Umdetü’l-karî, Kahire 1392/1972, XVI, 154-156; Şevkânî, Fethu’l-kadîr, Kahire 1383/1964, V, 442-447; Âlûsî, Rûhu’l-meânî, XXX, 133-140; Elmalılı, Hak Dini, VIII, 5822-5845; İdâre, “el-Beled”, UDMİ, IV, 772-773.

Muhammed Eroğlu