close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Secde Sûresi 9. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Śumme sevvâhu venefeḣa fîhi min rûhih(i)(s) vece’ale lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-ide(te)(c) kalîlen mâ teşkurûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Sonra da onu tamamlamıştır, ona kabiliyet vermiştir ve ona ruhundan üfürmüştür ve size kulak, gözler ve gönüller halketmiştir; ne de az şükredersiniz.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Sonra onu ’düzeltip bir biçime soktu’ ve ona (insana, Kendi) Ruhundan (hayat ve şuur sırrından) üfledi (üflemektedir). Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti, (etmektedir. Buna rağmen) Pek az şükrediyorsunuz? (Ne nankör insanlarsınız!)
[Not: "Ruh" ile "can" farklı kavramlardır. Ruh sadece insanlarda, can ise bitkilerde ve hayvanlarda da vardır.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Sonra ona, yaratılış amacına uygun bir şekil verip, kendi ruhundan üfler ve böylece sizi hem işitme, hem görme melekeleri, hem de düşünce ve duyularla donatır. Buna rağmen, ne kadar da az şükrediyorsunuz.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Bir de, onu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren, rahmetiyle var ettiği düzenin bir bölümü olan ruhundan nûrânî dalgalar halinde onun bütün hücrelerine ruh yayarak hayat veren, onu bilinçlendiren, sizin için kulaklar, gözler, akıllar ve kalpler planlayıp yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz?
bk. Kur’ân-ı Kerim, 4/171; 17/85.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Sonra onu düzenli bir şekle soktu ve içine kendi ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. Çok az şükrediyorsunuz!
Ali Bulaç
swap_vert close
Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Sonra Allah onu (şeklini) düzeltip tamamladı ve bizzat kendi kudretinden ona ruh koydu. Sizin için kulaklar, gözler, kalbler yarattı. (Allah'ın size verdiği nimetlere karşı), şükrünüz pek az!...
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Sonra o hücreyi düzenledi. Yani(*) ruhundan ona üfledi. Ve sizin için kulak, gözler ve duyular yaptı.(**) Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
(*) Buradaki vav, atf-ı tefsirdir. Bir önceki cümleyi açıklıyor. Yani ilk neslin (hücrenin) düzenlenmesinden maksat, ruhun hücre içine yerleşmesi, onun düzenli kanunları sayesinde göz, kulak ve duyuları karşılayan genlerin oluşmasıdır. (**) İnsanı böyle yaratan, onu ahirette bir daha diriltecektir.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sonra ona güzel bir şekil verip kendi ruhundan üflemiştir. Size kulaklar, gözler ve kalpler vermiştir. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Besim Atalay
swap_vert close
Sonra da, düzeyleyip, ona kendi ruhundan üflemiştir de; sizlere kulak verdi, göz verdi, yürek verdi, azdır şükredeniniz
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Sonra ona biçim verip, kendi ruhundan üfleyen ve (böylece) sizi hem işitme ve görme (melekeleri) hem de düşünce ve duygularla donatandır. (Buna rağmen) ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Cemil Said
swap_vert close
7,8,9. Yaratdığı her şeye ahsen bir şekil virmişdir insânı evvelâ balçıkdan halk iylemiş sonra neslini bir damla, za’îf bir meni damlasıyla idâme itmiş sonra kalbini tanzîm idüb kendi rûhundan bir nefesini nefh iylemişdir. Size kuvve-i sâmi’a ve bâsırayı ve kalbi viren odur. Ne kadar az müteşekkirsiniz.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
7,8,9. Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Edip Yüksel
swap_vert close
Sonra onu biçimlendirip ona ruhundan üfledi. Size işitme ve görme yeteneği ile beyinler verdi; siz pek seyrek şükrediyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Sonra onu tesviye edib içine ruhundan nefh buyurdu ve sizin için o işitmeyi, o görmeleri ve gönülleri yaptı, siz pek az şükrediyorsunuz
Emrah Demiryent
swap_vert close
Sonra onu şekillendirip ona yaratmış olduğu rûh ile can verdi. Sizin için kulaklar, gözler ve kalpler yarattı. (Allah’ın size vermiş olduğu nimetlere karşı) ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Erhan Aktaş
swap_vert close
Sonra onu düzenledi ve ona ruhundan üfledi¹. Size duyma yetisi, görme yetisi ve fuad² verdi. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
1- Ruh sözcüğü; “can”, vücuda hayat veren cevher” demektir. 2- “Fuad” sözcüğüne gönül veya kalp olarak anlam verilmektedir. Oysaki bu ve daha pek çok ayette yer alan ve “kalp” veya “gönül” olarak çeviriye konu olan “fuad” sözcüğü; kavramanın, idrak etmenin, düşünmenin, akletmenin organı, merkezi anlamındadır. Ayrıca gönül, yararlı olmak, bir şeye ilgi duymak ve sorumlu olmak gibi anlamları da bulunmaktadır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Sonra onu düzeltib tamamladı. İçine ruuhundan üfürdü. Sizin için kulaklar, gözler, gönüller yaratdı. Ne az şükredersiniz?
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Sonra onu (insan sûretinde) düzeltip içine kendi (yarattığı) rûhundan üfledi; hem sizin için kulaklar, gözler ve kalbler yaptı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
İhsan Aktaş
swap_vert close
Sonra da onu (o erkek ve dişi hücreyi, ana rahminde bir cenin olarak) ’tesviye edip (olgunlaştırıp) bir biçime (canlı bir insan suretine) soktu ve ona (kendi yarattığı özel) ruhundan (diğer canlı türlerinden ayıran akıl, idrak, düşünme, karar verme ve irade sahibi gibi özelliklerden) üfledi. Ve (böylece, ey insanoğlu!) Sizin için de kulak, gözler ve ef-ide’yi (idrak etmenin, düşünmenin, akletmenin organı ve merkezi olan beyinleri) var etti. (Buna rağmen) ne kadar da az şükrediyorsunuz (*)
(*) …Burada insanın yaratılışındaki üç temel aşama dile getiriliyor. Tîn insanın elementer kökenine, sulâle biyolojik kökenine delâlet eder. Bunlar insanın maddî kökenidirler. Bir de üçüncüsü vardır ki o manevî kökeni olan üflenen rûh’tur. Ruh üflenmeden insan muhatap dahi alınmamıştır. Hep “o” zamiriyle bahsedilmiştir. Ne zaman ki işitme ve görme, duyma ve düşünme yetilerinin kendisi sayesinde var olduğu ruh üflenmiştir, insan o zaman “siz” denilerek Allah’a muhatap olmuştur...( M. İslamoğlu Meal Açıklaması) Yani Ruh üfürme, insana akıl ve idrak yeteneği verilmesinin sembolik bir ifadesidir. Üfürülen ruh, cansızı canlı yapmıyor, canlı varlığı düşünen, idrak eden, temyiz eden, vicdan ve basiret sahibi bir varlık yapıyor. Çünkü ayet, ruh üflenene kadar insanı maddi bir varlık olarak görüyor ve onun için üçüncü tekil zamiri kullanırken, ruhu üfürüldükten sonra onu anlayan ve idrak eden bir varlık olarak ele alıyor ve muhatap sıgasıyla/ kipiyle, ikinci çoğul zamirle hitap ediyor (İ. Yakıt Meal Açıklaması) “Fuad” sözcüğüne gelince, gönül veya kalp olarak anlam verilmektedir. Oysaki bu ve daha pek çok ayette yer alan ve “kalp” veya “gönül” olarak çeviriye konu olan “fuad” sözcüğü; kavramanın, idrak etmenin, düşünmenin, akletmenin organı, merkezi anlamındadır… (Erhan Aktaş Meali 9. Ayet Açıklaması) Not 7. ayette geçen (الْإِنسَانِ)’’ el- insan’’ cins isim olup insan türünü ifade ediyor, bir insan olan Hz. Adem’i değil. Eğer ‘’el- insan’’ dan maksat Hz. Adem olsaydı, tıpkı Sad suresi 71. ayette (اني خالق بشرا من طين) ‘’inni halikun beşeren min tıynın’’ şeklinde olduğu gibi bu ayette de (بدأ خلق انسان – أو بدأ خلق بشر ) ‘’bede’e halka insanın ev bede’e halka beşerin’’ şeklinde olacaktı. Yani direk ya Âdem’in ismi ya da üzerinde belirteç takısı olmadan nekre olarak gelecekti. Çünkü Kur’an’da ya Âdem’in ismi zikrediliyor ya da onun için (بشرا)’’beşeren’’yani bir beşer ifadesi kullanılıyor, hiçbir yerde Âdem için el-insan ifadesi kullanılmıyor. Bu nedenle bu ayetler Âdem’den değil, insan türünden söz ediyor. Ayrıca ayette geçen (سواه)’’sevvâhu’’zamiri de 8. ayette geçen ve cenini/insanı oluşturan sülâle’ye, yani ana rahminde zigota dönüşen erkek ve dişi hücreye gider. Özetle, ilk defa çamur ve içindeki elementlerden bir insan türü, yani birçok beşer yaratılmıştır, sadece bir kişi değil. (الله اعلم) ’’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ {سَوَّاهُ} سوى خلقه في الرحم، (تفسير العز بن عبد السلام) (ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ) أي ثم عدّله بتكميل أعضائه في الرحم، وتصويره على أحسن صورة، ونفخ فيه من روحه، وجعلها تتعلق ببدنه، فيبدأ يتحرك، وتظهر فيه آثار الحياة، ثم ينطق ويتكلم (تفسير المراغي).وقال ابن عطا فى قوله ثم نفخ فيه من روحه قومه بفنون الأداب ونفخ فيه الروح الخاص الذى فضله على سائر الارواح لما كان له عنده من محل التمكين وما كان فيه من تدبير الخلافة ومشافهة الخطاب (عرائس البيان في حقائق القرآن) {نَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ} المضافة إلى ذاته المستجمع لجميع أوصافه وأسمائه تتميماً لرتبة خلافته ونيابته، واستحقاقه لمرآتية الحق، قابليته انعكاس شئونه وتطوراته ولياقته؛ للتخلق بأخلاقه (تفسير الجيلاني) والنفس إذا أثرت في شيء ما أثرت إلاَّ بتأييد هذا الروح المسمى عند بعضهم بالعقل الفعّال... كما إن هذا الروح الإلهي الذي هو موضوع لمعرفة الله وعلم المعاد، حاصل بعد تسوية الأخلاق وحصول العدالة والتوسط في الصفات الأربعة بين أطرافها المتقابلة، وكذلك يطلق على الروح الإلهي الذي هو محل استواء الرحمن بلا واسطة ومحل نفخه وفيضه، وله الخلافة الكبرى من الحق والسلطنة العظمى نيابة عنه تعالى. (تفسير صدر المتألهين ) { ثُمَّ سَوَّاهُ } جمع خلقه في بطن أمه { وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ } جعل الروح فيه (تفسير القرآن – الفيروزابادي) ... أحدهما: سوى خلقه في الرحم (النكت والعيون) سَوَّاهُ } سوى خلقه في الرحم، (تفسير القرآن – ابن عبد السلام  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sonra insanın şeklini tamamlamış, sonra kendi canlılığından (ruhundan) ona can vermiş, sonra size kulak, göz ve kalp var etmiştir. Ne kadar az şükrediyorsunuz?
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sonra onu düzene koydu, ona kendi ruhundan üfürdü. Sizin için kulaklar, gözler, gönüllerde yarattı. Yine de pek az şükrediyorsunuz.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Daha sonra onu düzeltmiş, ona kendi ruhundan [³] hayat üfürmüş. Sizin için kulaklar, gözler, yürekler yaratmıştır. Sizse bu nimetlere az şükredersiniz.
[3] Tekrim için kendisine izafe etmiştir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Sonra onu tesviye etti⁷ ve ona ruhundan üfürdü.⁸ Böylece sizin için kulaklar, gözler ve kalpler var etmiştir⁹. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
7 Krş. Kehf, 18/37; İnfitâr, 82/6-8 8 Ruh üfürme, insana akıl ve idrak yeteneği verilmesinin sembolik bir ifadesidir. Üfürülen ruh, cansızı canlı yapmıyor, canlı varlığı düşünen, idrak eden, temyiz eden, vicdan ve basiret sahibi bir varlık yapıyor. Çünkü ayet, ruh üflenene kadar insanı maddi bir varlık olarak görüyor ve onun için üçüncü tekil zamiri kullanırken, ruhu üfürüldükten sonra onu anlayan ve idrak eden bir varlık olarak ele alıyor ve muhatap sıgasıyla/ kipiyle, ikinci çoğul zamirle hitap ediyor. Ruhun üfürülmesi ile ilgili geniş bilgi için Bkz. “Kur’an’ı Anlamak” isimli kitabımız s. 60. 9 Krş. Nahl, 16/78  
Kadri Çelik
swap_vert close
Sonra da onu düzeltip bir biçime sokmuş ve ona ruhundan üflemiştir. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etmiştir. Ne kadar az şükrediyorsunuz?
Mahmut Kısa
swap_vert close
Derken onu anne karnında, yaratılış amacına uygun biçimde düzenleyip şekillendirir, ona Kendi ruhundan hayat nefesi üfler ve böylece, ey insanlar, sizin için işiten kulaklar, gören gözler ve düşünen, hisseden gönüller yaratır. Fakat siz, bunca nîmetlere karşı ne kadar da az şükrediyorsunuz! Nitekim:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Sonra onu tesviye etti. Ona rûhundan üfledi. Sonra sizin için İşitme, Görmeler ve Gönüller yaptı. Ne az şükrediyorsunuz!
Mehmet Çakır
swap_vert close
sonra ceninin yapı taşlarını yerine oturtup kendi canından can üfledi, göz kulak ve kalp taktı. Buna rağmen öyle az şükrediyorsunuz ki!
Mehmet Çoban
swap_vert close
Sonra suyu kadınların karnında insan olarak şekillendirip ruhundan üfledi. İnsana işitme, görme, idrak duyguları verdi. Niçin şükretmiyorsunuz?
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sonra onu şekillendirmiş, ona [rûh]undan üflemiştir. Sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler yaratmıştır. Ne kadar da azınız şükrediyor!
Mehmet Türk
swap_vert close
Daha sonra da onu düzenli bir şekle sokup, ona kendi rûhundan¹ üfleyen (de Odur). (Ey insanlar!) Size kulak, gözler ve gönüller var eden (Allah’a) ne kadar da az şükrediyorsunuz?
1 Yani rûhunun bir parçasını alıp ona vermedi. Kendi rûhunda bulunan bazı özelliklerden, diğer hayvanlara nispetle daha fazlasını (konuşmak, bilmek… gibi) insana verdi.  
Muhammed Esed
swap_vert close
sonra ona [yaratılış] amacına uygun bir şekil verip Kendi ruhundan üfler; ⁹ ve [böylece, ey insanoğlu,] sizi hem işitme ve görme [melekeleri] hem de düşünce ve duygularla ¹⁰ donatır: [Buna rağmen] ne kadar da az şükrediyorsunuz!
9 Bu ifade 15:29 ve 38:72’de olduğu gibi, Allah’ın “ruhundan insana üflemesi”, ona ilahî bir armağan olarak hayat ve bilinç veya “can” (ki sure 4, not 181’de işaret edildiği gibi, rûh teriminin anlamlarından biridir) vermesini ifade eden bir mecazdır. Sonuç olarak “her insanın canı, Allah’ın ruhudur” (Râzî). Sevvâhu fiili ile ilgili olarak -ki burada “ona [yaratılış] amacına uygun bir şekil verir” şeklinde çevrilmiştir- bkz. 87:2, not 1 ve 91:7, not 5.10 Lafzen, “kalpler” (ef’ide). Bu, klasik Arapça’da hem “duygular”ı, hem de “düşünceler”i sembolize eden bir deyim olduğundan, yukarıdaki gibi bileşik bir ifade ile karşılanmıştır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Sonra onun yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak ona kendi ruhundan (Vahyinden) üfledi ve bu çerçevede sizi işitme, görme ve düşünme yetenekleriyle donattı. Bu nimetlerin hakkını ne kadar da az vererek şükrediyorsunuz. 23/78, 27/73, 67/23
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Daha sonra onu yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak Kendi ruhundan üflemiştir;[³⁶⁸⁴] derken sizi[³⁶⁸⁵] hem işitme ve görme hem de duygu ve düşünce yetenekleriyle[³⁶⁸⁶] donatmıştır: ne kadar da azınız şükrediyor.[³⁶⁸⁷]
[3684] Gerekçesi için bkz: 18:37, not 49. İnsanın yaratılışındaki üç temel aşama dile getiriliyor. Tîn insanın elementer kökenine, sulâle biyolojik kökenine delâlet eder. Bunlar insanın maddî kökenidirler. Bir de üçüncüsü vardır ki o manevî kökeni olan üflenen rûh’tur. [3685] Ruh üflenmeden insan muhatap dahi alınmamıştır. Hep “o” zamiriyle bahsedilmiştir. Ne zaman ki işitme ve görme, duyma ve düşünme yetilerinin kendisi sayesinde var olduğu ruh üflenmiştir, insan o zaman “siz” denilerek Allah’a muhatap olmuştur. [3686] Ef’ideh yalnızca insanın manevî dünyası (gönül) için kullanılır (Bkz: 104:7, not 3). [3687] Çevirimizin gerekçesi “Onların çoğu şükretmez” âyetleridir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Sonra ona biçim verdi. (*) Ve ona kendi ruhundan üfledi!. (**) Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yarattı!.. Rabbinizin bu nimetlerine ne az şükrediyorsunuz!... (***)
(*) Ki, rahim ile yumurtalık arasında kanalda teşekkül eden ve doğacak bebeğin, tüm bedensel özelliklerini kromozom ve genlerinde taşıyan o tek hücre "döllenmiş Yumurta" bölünerek çoğalır, dut görünümünde bir hücreler topluluğu haline gelir, kanalda seyrederek 6. günde, anasının rahmine düşer, sonra rahmin cidarını delerek, nescinin içine yerleşir. Bu oluşum devresinde tek hücre, bir bebek taslağı haline gelmiştir, bir tek iken milyonlarca hücre olmuştur. Her hücre Rabbinin emriyle gideceği yeri bilmiş, birbiriyle birleşerek organları meydana getirmeye başlamışlardır, kimi hücreler bir araya gelerek gözü meydana getirmiş, kimi hücreler de yan yana gelerek, beyni, kulağı, kalbi ve diğer organları oluşturmuştur. 4. aya vardığında ise o bebek taslağına Cenab-ı hak, insan biçimini vermiştir! (**) Evet!.. O bebek taslağı insan biçimini almıştı; bedensel oluşumu hemen hemen tamamlanmıştı. Fakat ruhsal oluşumu tamamlanmamıştı!.. Bebek taslağına Rabbi kendi ruhundan üflemek suretiyle onun ruhsal oluşumunu da tamamladı!.. Nitekim Mü'minun suresinin 14. ayetinde ".. sonra onu bambaşka bir yaratılışla inşa ettik!.:'' buyurulmuştur!.. (***) Oysa, Rabbiniz size hayvanlardaki gibi kulaklar vermekle kalmadı; manevi işitme yeteneği de verdi! Böylece hayvanlar gibi evrendeki sesleri duymakla kalmıyorsunuz; içinizden sizi her an uyaran vicdan sesini de, duyabiliyorsunuz; böylece Rabbinizin, peygamberleri vasıtasıyle indirdiği emir ve yasaklardan da haberdar olabiliyorsunuz!.. Rabbiniz size, -hayvanlarda da bulunan- gözler vermekle kalmadı; manevi bir görme yeteneği, -basiret- de ihsan buyurdu ki siz, onun sayesinde evrende Rabbinizin kudret ve rahmet tecellilerini müşâhaede edip, O'nun yüceliğini kabullenmek zorunda kalıyorsunuz; başınız dara düştüğü zaman Ona yalvarıp yakarıyorsunuz!.. Rabbiniz size -hayvanlarda da bulunan- kalp vermekle kalmadı; manevi bir kalp -gönül- de ihsan buyurdu ki siz, onun sayesinde huzura kavuşabiliyorsunuz; ne kadar konfora sahip olsanız, kalbiniz huzura kavuşmamış ise; intihara bile teşebbüs edebiliyorsunuz; işlediğiniz günahlardan pişman olma gereğini hissediyorsunuz!.. İşte sizleri hayvanlardan ayıran bu hasletlerinizdir; nitekim A'raf suresinin 179. ayetinde "..onların kalpleri vardır; ama onlarla idrak edip anlamazlar!.. Onların gözleri vardır; ama onlarla -gerçekleri- görmezler! Onların kulakları vardır; ama onlarla uyarıları işitemezler; onlar hayvan gibidirler, hatta daha sapıktırlar. İşte -Rablerinden- gâfil olanlar böyle kimselerdir!" buyurulmuştur. Bir insanın bu uyarılardan ibret alarak; Rabbinin bu eşsiz nimetlerine şükretmesi gerekmez mi? )  
Osman Fırat
swap_vert close
Sonra ona biçim verdi, ona (Adem’e) kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Sonra onu düzeltti ve içerisine ruhundan üfürdü ve sizin için işitmeyi ve gözleri ve gönüIleri yarattı. Pek az şükredersiniz.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Sonra ona en uygun şeklini verdi, ona ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler, gönüller verdi. Ne az şükrediyorsunuz! [4, 171; 17, 85]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Ruh üfleninceye kadar insanı bir madde ve üçüncü şahıs olarak anlatan âyet, rûh üflendikten sonra derhal onu söz anlayan varlık yapıyor ve ikinci şahıs olarak ona hitâbediyor. Bundan, insanın, ancak rûh üflendikten sonra hitâbedilmeğe lâyık, değerli bir varlık olduğu anlaşılıyor.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sonra vücûdını teşkîl ve tesviye ile ona rûhundan üfledi ve size kulaklar, gözler ve kalbler yaratdı. Bu ni'metlere ne kadar az şükür idersiniz.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sonra (organlarını tamamlamış) dengesini kurmuş ve ona ruhundan üflemiş[*]; (böylece) size dinleme, ileri görüşlü olma (basiret) yeteneği ve gönüller vermiştir. (Bu yetenekleri) Ne kadar az değerlendiriyorsunuz!
[*]Ruh, Allah'ın emrinin içeriğidir.(Bkz:İsra 17/85). Ruhun bedene üflenmesi (sokulması) ile birlikte tüm özellikleri hayvanlarla aynı olan insan bedeninde oluşan yeni bir yapı, ayette açıkça bildirilmiştir. Bunlar basiret(uzak görüşlülük), dinleme (söz yoluyla bilgi aktarımı) ve gönül (duygusal / ruhsal yapı) özellikleridir. Hayvanlar görürler ancak basiretli değillerdir. Hayvanlar iletişim kurarlar ama dinleme (bir konu hakkında görüş alışverişi yapma, sohbet) özellikleri yoktur. Ayrıca gönül (duygusal yapı) de ruhun insana üflenmesi ile oluşan ve çok belirgin şekilde diğer canlılardan insanı ayıran bir özelliktir. Arapçası 'fuad' olan gönül, duygusal yapı, sağduyu, vicdan gibi çok karmaşık ve tamamiyle insani özelliklerdir. Bugün bile bilim insanlarının üzerinde çok önemli çalışmalar yaptığı bu alan, ilginç bir biçimde Türkçe'de "RUH BİLİMİ", İngilizce'de "PSYCHOLOGY (psikoloji)" olarak isimlendirilmiştir. Ruhun varlığını temelde reddeden bu bilim dalının, hem Türkçe'de hem de diğer dillerde kendine isim verirken RUH kelimesinden (İngilizcesi psychic: ruhsal,ruhani) vazgeçememiş olması dikkate değer bir ikilemdir. Kendilerine isim verirken kullanıp, çalışmalarını yaparken yok saydıkları bu gerçek nedeniyle, bu alanda, tıp bilimin diğer sahalarına nispeten, aynı hız ve istikrarda bilimsel gelişmeler sağlanamamıştır. Oysa Kur'an, ruh bilimi konusunda çok sayıda bilgi (zikir) içermektedir. Ruh sağlığını korumanın en önemli yolunun kişinin fıtratını koruması (takva) olduğu ve bunun nasıl yapılacağı çok sayıda ayette bildirilmiştir. Yani Kur'an, ruh sağlığının tedavisinden önce korunmasını öğretir. Tedavi olarak ise Kur'an bilgisinin (zikirin) hayata geçirilmesini emreder. Allah, Kur'an'ın da bir ruh olduğunu (Şura 42/52), ve göğüslerimizde olan insan ruhuna şifa olduğunu (Yunus 10/57) bildirmektedir. Ruh bilimciler, mevcut çalışmalarına, Kur'an ayetlerini de dahil ettikleri takdirde, bu alanda çok daha ileri seviyelere gidilebilir. Ruh ve can'nın aynı şey olmadığını en belirgin şekilde bildiren ayet Zümer 39/42'dir. .  
Şaban Piriş
swap_vert close
Sonra ona şekil verip, canlandırdı. Size kulak, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Sonra ona güzel ve düzgün bir biçim verdi ve ruhundan üfledi.(4) Böylece size kulaklar, gözler, kalpler verdi. Fakat ne kadar az şükrediyorsunuz!
(4) 15:29’un açıklamasında da geçtiği gibi, ruhun Allah’a nispet edilmesi, Ona ait oluşu yönüyledir: Allah’ın kulu, Allah’ın işi, Allah’ın eseri gibi. Yoksa Ondan bir parça anlamına gelmez. Nitekim 17:85’te “Ruh Rabbimin emrindendir” buyurulmuştur.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
andan rast eyledi ādemį daħı ürdi anuñ içine canından daħı eyledi sizüñ içün ķulaķ daħı gözler daħı göñüller az şükr eylersiz.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Andan düzetdi ādemi ve ürdi anuñ içine emrinden. Daḫı yaratdı sizüñ‐çünḳulaḳlar ve gözler ve yürekler. Az daḫı şükr eylemezsiz Allāha.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Sonra onu düzəldib insan şəklinə saldı və ona öz ruhundan (özünün yaratdığı ruhdan) üfürdü (həyat verdi). O sizə göz, qulaq və ürək verdi. Siz (bu ne’mətlərə) az şükür edirsiniz!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Then He fashioned him and breathed into him of His spirit; and appointed for you hearing and sight and hearts. Small thanks give ye!
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
But He fashioned him in due proportion, and breathed into him something of(3639) His spirit. And He gave you (the faculties of) hearing and sight and feeling(3640) (and understanding): little thanks do ye give!
3639 The third stage is indicated by "fashioned him in due proportion". Cf. 15:29 . After the fertilisation of the ovum by the sperm, an individual life conies into existence, and it is gradually fashioned into shape; its limbs are formed; its animal life begins to function; all the beautiful adaptations come into play. The fourth stage here mentioned is that of distinctive Man, into whom Allah's spirit is breathed. Then he rises higher than animals. 3640 As a complete man he gets the higher faculties. The five animal senses I understand to be included in the third stage. But in the fourth stage he rises higher and is addressed in the second person, "you," instead of the third person "him". He has now the spiritual counterpart of hearing (i.e., the capacity to hear Allah's Message) and seeing (i.e., the inner vision), and feeling the nobler heights of love and understanding the bearings of the inner life (both typified by the Heart). Yet with all these gifts, what thanks does unregenerate or corrupted man give to Allah? (Cf. 23:12-14 and 32:7-9)  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
ثُمَّ
sonra
سَوّٰيهُ
onu düzenledi
وَنَفَخَ
ve nefhetti
ف۪يهِ
ona
مِنْ رُوحِه۪
kendi rûhundan
وَجَعَلَ
ve kıldı
لَكُمُ
sizin için
السَّمْعَ
kulaklar
وَالْاَبْصَارَ
ve gözler
وَالْاَفْـِٔدَةَۜ
ve kalpler
قَل۪يلاً مَا
ne kadar az
تَشْكُرُونَ
şükrediyorsunuz
Sonra onu (insan suretinde) düzenleyip ona kendi rûhundan nefhetti (üfledi). Ve sizin için kulaklar, gözler ve kalpler var etti. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
سَوّٰى
Fiil-II
س و ي
Düzenledi, düzene koydu, dümdüz etti
نَفَخَ
Fiil-I
ن ف خ
Üfledi, nefhetti
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
رُوح
İsim
ر و ح
Rûh
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
لَكُمْ
Zamir
لَكُمْ
Sizin için, size
سَمْع
İsim
س م ع
Kulak, işitme, dinleme
بَصَر
İsim
ب ص ر
Göz, basiret
فُؤَاد
İsim
ف ا د
Kalp, gönül, yürek
قَلِيل
İsim
ق ل ل
Az
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
شَكَرَ
Fiil-I
ش ك ر
Şükretti