Sonra da onu (o erkek ve dişi hücreyi, ana rahminde bir cenin olarak) ’tesviye edip (olgunlaştırıp) bir biçime (canlı bir insan suretine) soktu ve ona (kendi yarattığı özel) ruhundan (diğer canlı türlerinden ayıran akıl, idrak, düşünme, karar verme ve irade sahibi gibi özelliklerden) üfledi. Ve (böylece, ey insanoğlu!) Sizin için de kulak, gözler ve ef-ide’yi (idrak etmenin, düşünmenin, akletmenin organı ve merkezi olan beyinleri) var etti. (Buna rağmen) ne kadar da az şükrediyorsunuz (*)
(*) …Burada insanın yaratılışındaki üç temel aşama dile getiriliyor. Tîn insanın elementer kökenine, sulâle biyolojik kökenine delâlet eder. Bunlar insanın maddî kökenidirler. Bir de üçüncüsü vardır ki o manevî kökeni olan üflenen rûh’tur. Ruh üflenmeden insan muhatap dahi alınmamıştır. Hep “o” zamiriyle bahsedilmiştir. Ne zaman ki işitme ve görme, duyma ve düşünme yetilerinin kendisi sayesinde var olduğu ruh üflenmiştir, insan o zaman “siz” denilerek Allah’a muhatap olmuştur...( M. İslamoğlu Meal Açıklaması) Yani Ruh üfürme, insana akıl ve idrak yeteneği verilmesinin sembolik bir ifadesidir. Üfürülen ruh, cansızı canlı yapmıyor, canlı varlığı düşünen, idrak eden, temyiz eden, vicdan ve basiret sahibi bir varlık yapıyor. Çünkü ayet, ruh üflenene kadar insanı maddi bir varlık olarak görüyor ve onun için üçüncü tekil zamiri kullanırken, ruhu üfürüldükten sonra onu anlayan ve idrak eden bir varlık olarak ele alıyor ve muhatap sıgasıyla/ kipiyle, ikinci çoğul zamirle hitap ediyor (İ. Yakıt Meal Açıklaması) “Fuad” sözcüğüne gelince, gönül veya kalp olarak anlam verilmektedir. Oysaki bu ve daha pek çok ayette yer alan ve “kalp” veya “gönül” olarak çeviriye konu olan “fuad” sözcüğü; kavramanın, idrak etmenin, düşünmenin, akletmenin organı, merkezi anlamındadır… (Erhan Aktaş Meali 9. Ayet Açıklaması) Not 7. ayette geçen (الْإِنسَانِ)’’ el- insan’’ cins isim olup insan türünü ifade ediyor, bir insan olan Hz. Adem’i değil. Eğer ‘’el- insan’’ dan maksat Hz. Adem olsaydı, tıpkı Sad suresi 71. ayette (اني خالق بشرا من طين) ‘’inni halikun beşeren min tıynın’’ şeklinde olduğu gibi bu ayette de (بدأ خلق انسان – أو بدأ خلق بشر ) ‘’bede’e halka insanın ev bede’e halka beşerin’’ şeklinde olacaktı. Yani direk ya Âdem’in ismi ya da üzerinde belirteç takısı olmadan nekre olarak gelecekti. Çünkü Kur’an’da ya Âdem’in ismi zikrediliyor ya da onun için (بشرا)’’beşeren’’yani bir beşer ifadesi kullanılıyor, hiçbir yerde Âdem için el-insan ifadesi kullanılmıyor. Bu nedenle bu ayetler Âdem’den değil, insan türünden söz ediyor. Ayrıca ayette geçen (سواه)’’sevvâhu’’zamiri de 8. ayette geçen ve cenini/insanı oluşturan sülâle’ye, yani ana rahminde zigota dönüşen erkek ve dişi hücreye gider. Özetle, ilk defa çamur ve içindeki elementlerden bir insan türü, yani birçok beşer yaratılmıştır, sadece bir kişi değil. (الله اعلم) ’’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’
{سَوَّاهُ} سوى خلقه في الرحم، (تفسير العز بن عبد السلام) (ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ) أي ثم عدّله بتكميل أعضائه في الرحم، وتصويره على أحسن صورة، ونفخ فيه من روحه، وجعلها تتعلق ببدنه، فيبدأ يتحرك، وتظهر فيه آثار الحياة، ثم ينطق ويتكلم (تفسير المراغي).وقال ابن عطا فى قوله ثم نفخ فيه من روحه قومه بفنون الأداب ونفخ فيه الروح الخاص الذى فضله على سائر الارواح لما كان له عنده من محل التمكين وما كان فيه من تدبير الخلافة ومشافهة الخطاب (عرائس البيان في حقائق القرآن) {نَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ} المضافة إلى ذاته المستجمع لجميع أوصافه وأسمائه تتميماً لرتبة خلافته ونيابته، واستحقاقه لمرآتية الحق، قابليته انعكاس شئونه وتطوراته ولياقته؛ للتخلق بأخلاقه (تفسير الجيلاني) والنفس إذا أثرت في شيء ما أثرت إلاَّ بتأييد هذا الروح المسمى عند بعضهم بالعقل الفعّال... كما إن هذا الروح الإلهي الذي هو موضوع لمعرفة الله وعلم المعاد، حاصل بعد تسوية الأخلاق وحصول العدالة والتوسط في الصفات الأربعة بين أطرافها المتقابلة، وكذلك يطلق على الروح الإلهي الذي هو محل استواء الرحمن بلا واسطة ومحل نفخه وفيضه، وله الخلافة الكبرى من الحق والسلطنة العظمى نيابة عنه تعالى. (تفسير صدر المتألهين ) { ثُمَّ سَوَّاهُ } جمع خلقه في بطن أمه { وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ } جعل الروح فيه (تفسير القرآن – الفيروزابادي) ... أحدهما: سوى خلقه في الرحم (النكت والعيون) سَوَّاهُ } سوى خلقه في الرحم، (تفسير القرآن – ابن عبد السلام