Fakat o fâsıklık edenlere gelince, artık onların varacağı yer, ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara: “Kendisini yalanlamaktaolduğunuz ateşin azâbını tadın!” denilir.(3)
(3)“Biri fâsık olsa (günahlara dalsa), gāliben (çoğunlukla) ahlâksız ve vicdansız olur. Zîrâ arzû-yı ma‘siyet (isyân arzusu) vicdandaki îmânın sadâsını (sesini) susturmakla inkişâf edebilir (gelişebilir). Demek vicdânını ve ma‘neviyâtını sarsmadan, istihfâf etmeden (hafife almadan), tam ihtiyâriyle (isteğiyle) şerri işlemez. Onun için İslâmiyet, fâsıkı hâin bilir. Şehâdetini (şâhidliğini) reddeder. Mürtedi (İslâm dîninden çıkanı)zehir bilir. İ‘dâm eder. Zimmîyi (İslâm toprağında yaşayan gayr-ı müslîmi) ve muâhidi (İslâm devletiyle andlaşma yapan kâfirleri) ibkā eder (bırakır).” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye, 474)