close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Nûh Sûresi 7. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-innî kullemâ de’avtuhum litaġfira lehum ce’alû esâbi’ahum fî âżânihim vestaġşev śiyâbehum ve esarrû vestekberû-stikbârâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve gerçekten de ben, onları, sen yarlıgayasın, suçlarını örtesin diye ne vakit çağırdıysam parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar ve elbiselerine büründüler ve ısrar ettiler ve ululandıkça ululanmaya kalkıştılar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
"Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkayıvermişler, (bana hakaret kastıyla) örtülerini başlarına çekmişler ve kibirlendikçe kibirlenip, (küfür ve kötülükte) diretmişlerdi."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Gerçekten de günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ayak dirediler, büyüklendikçe büyüklendiler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Ben, senin bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Beni görmemek için elbiselerine büründüler. Ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler, serkeşlik, zorbalık ettiler.”
Ahmet Varol
swap_vert close
Ben, senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini üzerlerine çektiler, (küfürlerinde) direndiler ve büyüklük tasladıkça tasladılar.
Ali Bulaç
swap_vert close
'Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Doğrusu ben, onları senin bağışlaman için her dâvet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve elbiselerine büründüler (ki beni görmesinler, küfürde) ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve gerçekten ben, ne zaman onları bağışlaman için (hakka) çağırdımsa, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına geçirdiler, (küfürde) direttiler ve kibirlendiler de kibirlendiler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
5,6,7,8,9. Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”
Besim Atalay
swap_vert close
Senin onları yarlıgamançin, ne zaman onları çağırdım ise, parmaklarıyla, kulakların tıkadılar, giysilerin örttüler, direndiler, kasaldıkça kasaldılar da!
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
“Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) örtülerini başlarına çektiler, (hakka karşı) direndiler, büyük bir kibir gösterdiler.”
Cemil Said
swap_vert close
Senin (dînine) ânları da’vet idüb de ’afvını taleb itmelerini söylediğim vakit elleriyle kulaklarını tıkadılar ve beni görmemek içün elbise ile yüzlerini örtdüler ve dalâletde ısrâr ve kibir izhâr iylediler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
"Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
“Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Kendilerini bağışlaman için ben onları ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerini başlarına bürüdüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.
Edip Yüksel
swap_vert close
"Her ne zaman senin onları bağışlaman için onları çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına örttüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
"Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Doğrusu ben onları her ne zaman senin bağışlamana (sebep olacak îmâna) davet ettiysem, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar (ve beni görmemek için) elbiselerini başlarına çektiler, (küfürde) ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Öyle ki onları ne zaman Senin bağışlayıcılığına çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler¹ ısrarla kibirlendikçe kibirlendiler.”
1- Gerçeği görmek istemediler. Gerçeği görmezden geldiler.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
«Hakıykat ben, Senin kendilerini yarlığaman için, onları ne zaman da'vet etdiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler ayak dirediler, büyüklük tasladılar da tasladılar».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
“Ve doğrusu ben, onlara mağfiret etmen için kendilerini ne zaman (îmân etmeye)da'vet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, (inkârlarında da) ısrâr ettiler ve büyüklük tasladıkça tasladılar.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
“Ve doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (kendilerine hakikati anlatmamam için) elbiselerine büründüler (gözlerini hakikate) kapadılar, (hakka karşı) direndiler, kibirlendikçe kibirlendiler.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Hâlbuki senin onların günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, inkârda direndiler ve davetime karşı kibirlendikçe kibirlendiler.”
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Gerçekten ben onları senin yarlıgaman için ne vakit çağırdımsa, onlar parmakları ile kulaklarını tıkadılar, giyecekleriyle örtündüler, ayak dirediler, büyüklük tasladıkça tasladılar.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Ben her ne zaman onları senin yarlıgaman için dâvet ettimse dâvetimi işitmemek için kulaklarını parmaklarıyle tıkadılar, beni görmemek için elbiselerine büründüler. Küfür ve masiyetlerınde ayak dirediler. Ve bana tâbi olmayı asla kibirlerine yediremediler.
İsmail Yakıt
swap_vert close
“Hiç şüphesiz kendilerini bağışlaman için, onları her ne zaman çağırdıysam, parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar, elbiselerini başlarına geçirdiler, inat ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.”
Kadri Çelik
swap_vert close
“Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
“Şöyle ki, onları bağışlaman için kendilerini ne zaman tövbeye çağırdıysam,beni duymamak için parmaklarını kulaklarına tıkadılar, cehâlet ve önyargı örtülerine, sosyal ve ekonomik çevre ve imkanlarına büründüler, apaçık hakîkat karşısında inatla direndiler ve küstahça kibre kapıldılar.”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
“Ben, senin onları bağışlaman için onları ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerini başlarına bürüdüler; direndiler; büyüklendikçe büyüklendiler”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
her ne zaman affetmen için kendilerini sana dua etmeye çağırsam, davetime kulaklarını tıkadılar, kafalarını kuma gömdüler, direndiler, giderek daha da havalandılar.
Mehmet Çoban
swap_vert close
"Onlara Rabbimin yoluna girerseniz hatalarınızın bağışlanmasını umut edersiniz dedim. Her fırsatta onları yoluna davet ettim. Onları her davet edişimde parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Süslü şatafatlı elbiseler giyerek karşımda böbürlendiler. Uydurdukları düzenin yasalarına uydular. Yasalarına uydukları insanları ilahlaştırdılar. İlahlarını terk etmediler. Bu yolda büyük bir inat ve önü alınmaz bir kibir gösterdiler.”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sen onları bağışlayasın diye onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; [*] elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Benzer mesajlar: Tevbe 9:32; İbrâhîm 14:9; Saff 61:7-8.  
Mehmet Türk
swap_vert close
“Doğrusu ben, Senin onları bağışlaman için ne kadar davet ettimse onlar, (davetimi duymamak için) parmaklarını¹ kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler,² (küfürlerinde) direndiler ve çok fazla büyüklük tasladılar.”
1 Aslında kulağa parmak değil, “parmak ucu” tıkanır. Burada “parmaklar” denmesi; istiâredir. Parmakların zikredilip, parmak ucunun kastedilmesiyle; “güçleri yetseydi parmaklarının tamamını kulaklarına sokacaklardı” denilmek istenmektedir. Bk. (Bakara: 19)2 Bu iki ifâde, düşmanlıktan ve dinlememekte ısrardan kinâyedir. (Kurtubî)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, [günahkarlık] giysilerine büründüler, ³ daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında [daha da] azgınlaştılar.
3 Bu parantez içi eklemenin -ki “giysi” kavramına mecazî bir anlam kazandırır- sebebi için bkz. 74:4, not 2; ayrıca karş. 7:26’daki “Allah’a karşı sorumluluk bilinci giysisi” (libâsu’t-takvâ ) ifadesi.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Öyle ki onları ne zaman senin bağışlamana çağırdıysam, duymamak için parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler/mevki ve makamlarına sığındılar, böylece hakka karşı direndiler; kibirlendikçe kibirlendiler. 34/43, 35/42
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Senin bağışına layık olmaları için onları davet ettiğim her seferinde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, gözlerini (hakikate) kapadılar,[⁵³²⁷] (inkârda) direndiler, kibirlendiler de kibirlendiler...
[5327] Lafzen: “elbiselerine büründüler”.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
“Senin onları bağışlaman için her davet edişimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar. (Beni dinlemediler) elbiselerine büründüler. (Beni görmemek için saklandılar, şirk ve küfürde) direndiler. (İmana gelmediler) büyüklük tasladılar da tasladılar.”
Osman Fırat
swap_vert close
Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyük bir kibirle kibirlendiler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
«Muhakak ki ben onlar için mağfiret buyurasın diye kendilerini her ne zaman dâvet etti isem parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve libaslarına büründüler ve ısrar ettiler ve böbürleniverdiler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Her ne zaman, onları bağışlaman için çağırdıysam, onlar parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Esvaplarıyla örtündüler, direttiler ve çok kibirlendiler.
Esvaplarıyla örtündüler: Onlar, Hz. Nuh (a.s.)’ın dâvetine kulak vermek şöyle dursun, yüzüne bile bakmak istemiyorlardı. Yahut Hz. Nuh, kendilerinin yanlarından geçerken kendilerini tanıyıp dâvet etmesin diye böyle gizleniyorlardı.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Günahlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da'vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Ve ben onları, sen mağfiret idesün diyu her da'vet iylediğimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve elbiselerini başlarına örtdiler ve küfürde ısrâr iylediler ve bana ittibâ'dan kibir idüb kendilerini büyük gördiler."
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sen bağışlayasın diye onları ne zaman davet etsem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini üstlerine çektiler, ayak dirediler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Şaban Piriş
swap_vert close
Ben, onları senin bağışlaman için her ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkayıp, elbiselerini başlarına bürüdüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Senin bağışlaman için onları her çağırışımda kulaklarını tıkadılar, elbiselerine büründüler, inat ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
"Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseleriyle sarılıp sarmalandılar, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı bayıķ ben her nice kim oķıyam anları tā yarlıġayasın anları ķıldılar barınaķlarını ķulaķları içine daħı örtündiler ŧonlarını daħı yazuķ üzere durdılar daħı ululıķ istediler ululıķ istemek.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı ben nice ki da‘vet itdüm‐ise ki anlaruñ günāhların baġışlayasın. Bar‐maḳların ḳulaḳlarına ṣoḳdılar ve başların ḳumāşlar‐ıla örtdiler ve küfremuṣırr oldılar ve büyüklendiler, iñen büyüklenmek.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Sənin onları bağışlamağın üçün mən nə zaman onları (imana) də’vət etdimsə, onlar (də’vətimi eşitməsinlər deyə) barmaqlarını qularlarına tıxadılar, (məni görməsinlər deyə) libaslarına büründülər, (küfrlərində) israr edib durdular və təkəbbür göstərdilər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And lo ! whenever I call unto them that Thou mayest pardon them they thrust their fingers in their ears and cover themselves with their garments and persist (in their refusal) and magnify themselves in pride.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
"And every time I have called to them, that Thou mightest forgive them, they have (only) thrust their fingers into their ears, covered themselves up with(5710) their garments, grown obstinate, and given themselves up to arrogance.
5710 The literal meaning would be that, just as they thrust their fingers into their ears to prevent the voice of the admonisher reaching them, so they covered their bodies with their garments that the light of truth should not penetrate to them and that they should not even be seen by the Preacher. But there is a further symbolic meaning. "Their garments" are the adornments of vanities, their evil habits, customs, and traditions, and their ephemeral interests and standards. They drew them closer round them to prevent the higher Light reaching them. They grew obstinate and gave themselves up to the grossest form of selfish arrogance.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِنّ۪ي
ve kuşku- suz ben
كُلَّمَا
her ne zaman
دَعَوْتُهُمْ
onları da- vet ettim
لِتَغْفِرَ
mağfiret etmen için
لَهُمْ
onları
جَعَلُٓوا
kıldılar
اَصَابِعَهُمْ
parmaklarını
ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ
kulaklarına
وَاسْتَغْشَوْا
ve büründüler
ثِيَابَهُمْ
elbiselerine
وَاَصَرُّوا
ve ısrar ettiler
وَاسْتَكْبَرُوا
ve kibirlendikçe
اسْتِكْبَاراًۚ
kibirlendiler
"Kuşkusuz ben, onları mağfiret etmen için kendilerini ne zaman (imana) davet ettiysem, parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar, (küfür) elbiselerine büründüler ve (küfürlerinde) ısrar edip kibirlendikçe kibirlendiler."
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
كُلَّمَا
Zaman zarfı
ك ل ل
Her ne zaman, ne zaman ki
دَعَا
Fiil-I
د ع و
Çağırdı, dua etti, davet etti, yalvardı, isnad etti
غَفَرَ
Fiil-I
غ ف ر
Mağfiret etti, bağışladı
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
اَصَابِع
İsim
ص ب ع
Parmaklar
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اُذُنٌ
İsim
ا ذ ن
Kulak
اِسْتَغْشَى
Fiil-X
غ ش و
Büründü
ثِيَاب
İsim
ث و ب
Elbiseler
اَصَرَّ
Fiil-IV
ص ر ر
Israr etti
اِسْتَكْبَرَ
Fiil-X
ك ب ر
Kibirlendi, büyüklük tasladı
اِسْتِكْبَار
Fiilimsi-X
ك ب ر
Büyüklük taslamak, kibirlenmek