Hem göklerin ve yerin orduları, Allah'ındır!(2) Çünki Allah, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
(2)“Evet bu kâinâta geniş bir dikkat ile bakan, kâinâtı gāyet haşmetli ve gāyet fa‘âliyetli bir memleket, belki idâresi gāyet hikmetli ve hâkimiyeti gāyet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, ve herşeyi ve her nev‘i birer vazîfe ile müsahharâne (itaât ederek) meşgûl bulur. وَ لِلّٰهَ جُنُودُالسَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ* [Hem göklerin ve yerin orduları Allah’ındır!] (meâlindeki) âyetinin askerlik ma‘nâsını ihsâs eden (hatırlatan) temsîline göre: Zerrât(zerreler) ordusundan ve nebâtât (bitkiler) fırkalarından ve hayvanât (hayvanlar) taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan cünûd-ı Rabbâniyeden (Allah’ın askerlerinden), o küçücük me’murlarda ve bu pek büyük askerlerde hâkimâne tekvînî emirlerin (Allah’ın yaratılışa dâir hikmetli emirlerinin), âmirâne hükümlerin, şâhâne kānunların cereyanları, bedâhetle (apaçık) bir hâkimiyet-i mutlakanın (sonsuz bir hâkimiyetin) ve bir âmiriyet-i külliyenin (umûmî bir âmirliğin) vücûduna (varlığına) delâlet ederler.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 139-140)