Allah o ağacın altında sana biat eden mü’minlerden¹ kesinlikle râzı olmuştur. Allah, onların gönüllerinden geçeni bildiği için, üzerlerine sükûnet indirdi ve onlara (mükâfat olarak) yakın bir fetih verdi.²
1 Hudeybiye Anlaşması: Hicretin 6. yılında Peygamber (s.a.v) ve ashabının, Kâbe’yi ziyaret maksadıyla Mekke’ye gitmek istemeleri ve bunun müşrikler tarafında engellenmesi üzerine çıkan olaylardan sonra Müslümanlarla müşrikler arasında yapılan anlaşmadır. Mekkeli müşrikler Efendimiz (s.a.v)’in bu hareketini öğrenince toplanarak ne pahasına olursa olsun, onun Mekke’ye girmesine izin vermemeyi kararlaştırdılar. Rasûlullah (s.a.v)’e engel olmak üzere de Halid b. Velid komutasında iki yüz atlıdan oluşan bir birlik gönderdiler. Bu arada Peygamber (s.a.v) Hudeybiye mevkiine gelmişti. Önce Hıraş b. Ümeyye’yi Mekkelilere, “savaş niyetinde olmayıp, Kâbe’yi ziyaret ve Umre için geldiklerini” bildirmek üzere gönderdi. Mekkeliler bu zatın devesini öldürdüler, kendisini de öldürmek istediler. O da gelip durumu Efendimiz (s.a.v)’e haber verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Osman’ı gönderdi. Hz. Osman Kureyş’e gitti, onu akrabalarından birisi himâyesine aldı. O kimse Hz. Osman’a isterse Kâbe’yi tavaf edebileceğini söyleyince O; “Rasulullah (s.a.v) tavaf etmedikçe ben tavaf edemem.” dedi. Bunun üzerine onu göz hapsine aldılar. Bu olay, Müslümanlar arasında, “Osman öldürülmüş!” diye duyulunca Peygamberimiz (s.a.v): “o toplum ile savaşmadan gitmeyiz” dedi ve Müslümanların kendisine bey’at etmelerini emretti. Müslümanlar derhal Rasûlullah (s.a.v)’e: “uğrunda ölmek ve kaçmamak üzere” söz verdiler. Bu bey’at bir “semüre” ağacının altında yapılmıştı ve bey’at eden Müslümanların sayısı 1500 kadardı.(Daha sonra bey’at yapılan o ağaca insanlar gidip, yanında namaz kılmaya başlayınca Hz. Ömer, kesilmesini emretti.) Yukarıda bahsedilen bu bey’at, Hudeybiye’de yapılan ve Allah’ın râzı olduğunu bildirdiği için, “Bey’atü’r-Rıdvan” adı verilen bey’attır. Bu arada karşılıklı elçiler gidip-geliyor, bir uzlaşma yolu aranıyordu. Müşrikler Müslümanların Mekke’ye girmelerine izin vermeyeceklerini açıkça söylüyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v) ise: “Biz buraya savaşmak için gelmedik. Amacımız Kâbe’yi ziyarettir, Umre yapmaktır. Kureyşliler eski savaşlarda zayıf düşmüşlerdir. Dilerlerse onlarla, bir süre için barış anlaşması yapmak isterim. Kabul ederlerse ne âlâ, aksi takdirde Allah’a yemin ederim ki, ölünceye kadar onlarla savaşırım” diyerek barış önerdi. Allah Rasûlü (s.a.v)’in kararlılığı yüzünden müşrikler savaşı göze alamadılar. Süheyl b. Amr’ı kendileri adına bir anlaşma yapmak üzere gönderdiler. Rasûlullah (s.a.v) ile Süheyl, uzun görüşmelerden sonra anlaşma şartlarını tespit ettiler. Buna göre; 1- Müslümanlarla müşrikler on yıl süreyle savaşmayacaklar. 2- Müslümanlar bu yıl Kâbe’yi ziyaretten vazgeçerek geri dönecekler, ancak gelecek yıl umre yapacaklar, müşriklerin boşaltacağı Mekke’de üç gün kalacaklar ve yanlarında yolcu kılıçlarından başka silah taşımayacaklar. 3- Mekke’den birisi Müslüman olarak Medine’ye sığındığı zaman iade edilecek; fakat Medine’den Mekke’ye sığınanlar iade edilmeyecek. 4- Arap kabileleri istedikleri tarafla anlaşma yapmakta serbest olacaklar. Hudeybiye antlaşmasının bütün şartları görünüşte Müslümanların aleyhine idi. Bu nedenle Müslümanlar büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Bu antlaşmayı bir küçük düşürülme olarak gördüler. Allah Rasûlü (s.a.v), kurbanını kesip başını tıraş edince bütün Müslümanlar da birbirleriyle yarışırcasına kurbanlarını kesip tıraş oldular. Hudeybiye’de on dokuz gün kalındıktan sonra Medine’ye dönüldü. 2 Yani Mekke’den dönüşte Hayber’in fethini kendilerine bir mükâfat olarak vâdetti.