TEVRAT’IN yükü ile onurlandırılmış iken bu yükü taşıyamamış olanların durumu, ⁴ sırtına kitaplar yüklenmiş [ama onlardan habersiz bulunan] merkebin durumuna benzer. Allah’ın mesajlarını yalanlamaya şartlanmış olanların durumu ne acıdır, çünkü Allah rehberliğini böyle zalim bir halka ihsan etmez!
4 Daha önceki pasajda işaret edilen, Allah’ın vahyinin hem kutsal bir emanet hem de bir lütuf olduğu düşüncesiyle bağlantılı olarak söylem, şimdi de, Yahudilerin Tevrat sonrası dönemde gösterdikleri, bu emanete ihanet problemine geçmektedir. Onlara, Allah tarafından, O’nun birliği ve benzersizliği mesajını bütün dünyaya ulaştırma görevi emanet edilmişti. Ama onlar, Hz. İbrahim, İshâk ve Yakub soyundan gelmiş olmaları sebebiyle kendilerini “Allah’ın seçilmiş toplumu” olarak gördüklerinden ve dolayısıyla, ilahî mesajın başka bir toplum için değil yalnız kendileri için geldiğine inandıklarından bu görevi yerine getiremediler. Bundan dolayı, peygamberliğin İsrailoğullarına mensup olmayan herhangi bir kimseye verilmiş olması ihtimalini inkar ettiler (karş. 2:90 ve 94 ve dipnotlar 75 ve 79) ve böylece Muhammed (s)’in peygamberliğini, bizzat Tevrat’ta bile o’nun gelişi ile ilgili açık bir haber bulunmasına rağmen, reddettiler (bkz. 2:42, not 33). Onlar, Hz. Musa’ya indirilen ilahî kelâmın temel anlamını böylece çarpıtmak suretiyle, bizzat kendileri ondan gerçek bir manevî fayda elde etmeyi ve onun öğretilerine uygun şekilde yaşamayı sağlayamadılar.