(Bundan sonra) Biz, o (İsrail oğullarını) birer toplum olarak on iki kabîleye ayırdık. Kavmi kendisinden su bulmasını isteyince de Mûsa’ya: “Âsanı taşa vur!” diye vahyettik. O (taştan) derhal on iki pınar akmaya başladı. Her kabîlenin hangi pınardan su içeceği belirlenmişti. Sonra onların üzerlerine bulutla gölge yaptık ve bir de onlara, “size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin” diye (katımızdan) tatlı ve etli yiyecekler¹ indirdik.² Böylece onlar, Bize zulmetmediler, (bunun tersini yaparak) esasen kendilerine zulmediyorlardı.³
1 Menn: Sözlükte “ihsan etmek, nimet vermek; başa kakmak” anlamlarına gelen “menn” kökünden türetilen bir kelimedir. Bazı çöl bitkileri tarafından salgılanan tatlı, sakızımsı bir yiyecek demektir. Genelde “kudret helvası” diye tercüme edilen menn; “Allah’ın Hz. Mûsa ve kavmine çölde ihsan ettiği ve ne olduğunu en iyi kendisinin bildiği tatlı bir yemektir.” Selva: Bıldırcın kuşu veya mahrumiyetten sonra insanı doyuran şey demek olan selva; “Allah’ın Hz. Mûsa ve kavmine çölde ihsan ettiği ve ne olduğunu en iyi kendisinin bildiği etli ve yağlı yemektir.” Müfessirler, Selvâ’nın Allah tarafından İsrâiloğulları’na yetecek kadar yemeleri için gönderilen bıldırcın, bıldırcın kuşuna benzer bir kuş veya bıldırcından daha büyük güvercin gibi besili bir kuş olduğu şeklinde farklı rivayetler nakletmişlerdir. Anacak bazı müfessir ve mealcilerin, Hz. Mûsa ve kavmine Allah’ın mucize olarak ikram ettiği bu nimetler hakkında mucizeliğini rencide edecek şekilde öncelikle Yahudi kaynaklarına ve akıllarına müracaat etmeleri şayan-ı hayrettir. Sonuç itibariyle menn ve selva mahiyetini en iyi Allah’ın bildiği tatlı, etli ve yağlı bir mucize yemek çeşididir. Bk. (Bakara: 60-61, Tâ Hâ: 80)2 Âyetin bu bölümü “üzerlerine de (katımızdan) kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik.” şeklinde de tercüme edilebilir.3 Konu ile ilgili Bk. (Bakara: 57, 60-61)