Rabbinin adını hatırda tutan da, salata duran da (kurtuluşa erecek).[⁵⁶⁹¹]
[5691] Veya: “namaz kılan”. Dahası, kök anlamının yardımıyla: “destek olan” veya “esas duruşunu koruyan”. Salâtı sadece “namaz” ile karşılamak yerine, aslî haliyle bıraktık. Zira salât, Kur’an’da gerçek birçokanlamlı kavram olarak yer alır. Ekâme fiili ile birlikte “namaz ibadetini hakkını vererek kılmak”, Mâide 12’de “destek”, Mâide 58’de “din ve dindarlık”, Mâide 106’da “davet”, Nûr 41’de kuşların salatı olarak “yaratılış amacına uygun hareket etmek”, Meryem 59’da “ibadet” ve daha başka mânalarda kullanılmıştır (Bkz: 2:3, not 6; 5:58, not 69; 107:4, not 4). Burada “zikr” ile yan yana kullanıldığı için ikinci bir mef’ul ile geldiği Tâhâ 14’teki akimi’s-salâte li-zikrî (adımın anılıp şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et) ibaresini andırmaktadır. A‘lâ sûresinin 9 ve 10. âyetindeki zikrâ ve men yahşa ile 14-15’teki men tezekkâ ve sallâ arasında sıkı bir irtibat vardır. Salât’ın gerçek anlamını bulmamızda bu pasajdaki kavramsal karşıtlıklar yol göstericidir. Men yahşâ (10) ile el-eşkâ (11) nasıl zıddiyet ilişkisine sahipse, yaslâ (12) ile sallâ (15) da kökenleri bir olmasına rağmen mânaları bakımından zıttır. Birincisi “ateşi desteklemek için cehennemin göbeğine dikilmeyi” ikincisi ise “Allah’a -özünde kendine- destek için esas duruşu korumayı” ifade eder. Zımnen: “Cehennemle doğrulmak istemeyen namazla doğrulsun” mesajını içerir. Zira salleytu’l-‘ûd, “değneği ateşte doğrulttum” demektir. es-Salvu, “insanın dik oturmasını sağlayan oyluklar veya dik yürümesini sağlayan omurga” anlamına gelir (Lisân ve Tâc). Allahu a‘lem.